19 01 2008

sabaha karşı sokaklar(Çetin Altan"dan alıntı)

benim evim den istanbul panoraması,sabah 05.00 da çekildi.


Sabaha karşı saat 5'de alnınızı bir pencereden ötekine dayayarak dışarı baktığınızda; sadece bomboş sokaklarla, kıyılara park etmiş arabaları ve sokak lambalarını görürsünüz; bir de üst üste çarpık çurpuk konmuş sefertası kapları gibi, tepelere doğru yükselip giden yapıların karanlık pencerelerini.
* * *
Arada sırada bir taksi geçer, bir de devriye gezen bir polis arabası.
Boğaz, Kızkulesi açıkları ve Marmara da karanlıklar içindedir; sadece karşı kıyıların set set yükselen ışıkları görünür.
Bir umacı gölgesi gibi, upuzun bir şilep geçiyordur karanlık denizlerin içinden.
* * *
Kim bilir kimler sıcacık yataklarında uyumakta; kim bilir kimler uyanır gibi olduktan sonra, biraz daha yatmak için gözlerini tekrar kapamakta; kim bilir kimler, uykularını alamamış olsalar da kalkmak zorunda oldukları için, gerine merine kalkmaya çalışmakta?
* * *
Aaa o da nesi?
Ayağında kısa çizmeleriyle pantolonu, sırtında uzunca siyah bir pardösüyle başında kapüşonu; hızlı adımlarla genç bir kız yürüyor karşı kaldırımın üstünden.
O da kim bilir nereden çıkmış, nereye gidiyor?
* * *
Bir motosiklet geçti, bir de özel araba.
Tepelere doğru yükselen evlerden birinin tüllü pencereleri aydınlandı.
İrileşerek "market"e dönmüş bakkalın, kapı üstündeki sundurma lambaları yanıyor ama, her tarafı kapalı.
* * *
Televizyon kanalları eski programları tekrar ediyorlar; alt bantlardan bir gün önceki haberler akıyor; İran'dan gelecek doğalgaz gecikiyor, Gürcistan'da 20 bin kişi sokağa döküldü...
* * *
İstanbul'da 3 milyon yapı varmış; dağlara tepelere, vadilere, yamaçlara, uzaklara ufuklara doğru siteleri, apartmanları, döküntü evleri, gökdelenleri, gecekondularıyla uzanıp giden milyonlarca yapı...
Yarısı da kaçakmış bu yapıların; 850 bininin depreme karşı sakıncalı olduğu da, daha önceden saptanmıştı.
* * *
Sürekli "milli çıkarlar"a göre kararlar alan "mevki sahipleri"; herhalde "milli çıkarlar"a uygun görmüş olmalılar İstanbul'un bu durumunu da.
Şairin:
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Dediği gibi; herhalde "mevki sahipleri" de şöyle demekteler:
Kararı ben veririm, emrederim tatbikini
Ben "devlet"im, karar benim kime ne?
* * *
Saat 6'ya yaklaşıyor. Sabah ezanı 6'yı az geçe okunuyor, gün ise 7'den sonra aydınlanmakta.
* * *
Geceler geniş anlamıyla "özel hayat"; gündüzler ise "görünen hayat"...
Acaba hangisi daha ağırlıklı çiziyor İNSANOĞLU'nun yazgısıyla rotasını?
* * *
Şarkılarda, şiirlerde, romanlarda, öykülerde "özel hayatlar" ağır basmakta.
Hatırla sevgili o mesut geceyi
Çamların altında verdiğin ilk buseyi
* * *
Bir taksi şoförü, henüz sabah ezanı okunmadığı halde; kapalı taksi durağının hemen dibinde namaza durdu.
Demincek karanlıklar içinde pantolonu, pardösüsü, kapüşonuyla yürüyüp giden genç kızın büyükannesinin annesi, acaba okumuş muydu Güzide Sabri'nin "Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi"ni?
* * *
Okumuş olması mı "milli çıkarlarımız"a daha uygundu, yoksa okumamış olması mı?
Belki de, okuyup yazmayla hiçbir ilgisi yok "milli çıkarlarımız"ın.
* * *
Taksilerde de bir hızlanma başladı, birkaç özel araba da hareketlendi.
Pembemsi tulumlu bir temizlik işçisi, kaldırım kıyılarındaki çöpleri süpürüyor faraşına.
Siyahlı beyazlı bir kedi dolaşıyor, musluğu çoktan koparılmış bakımsız bir Osmanlı çeşmesinin yokuşa dayanmış tepesinde.
* * *
Kapalı bir kamyonet gelip durdu ve şoför yardımcısı inerek, ayrı ayrı paketlenmiş 2 tomar gazete çıkarıp bıraktı marketleşmiş bakkalın kapı dibine.
* * *
Gün ağarmaya başladı. Birkaç kapıcı, ellerindeki çöp torbalarını getirip attı, kaldırım kıyısındaki çöp bidonuna.
* * *
Dükkânlar açılmaya başlıyor. Market de açıldı. Kapının dış yanındaki merdivenli sehpalara gazeteler yerleştiriliyor.
Kapıcılar ekmek ve gazete almaya geliyorlar markete.
* * *
Hızlı hızlı yürüyen genç erkekler çoğalmaya başladı. Birkaç da yeldirmeli, başörtülü şişmancı hanım, ellerindeki çıkınlarıyla yürüyor.
El ele tutuşmuş yürüyen genç bir hanımla, genç bir bey...
* * *
Boğaz da, Kızkulesi açıkları da, Marmara da kavuştu gündüze.
Balıkçı sandalları, bir arada kümelenmiş durumda.
O güzelim beyaz İstanbul vapurları, yine süslemeye başladı Boğaz'ı da, Marmara'yı da...
Ve boylu boyunca görüntüleri keskinleşen dev şilepler...
* * *
Kim bilir bu gece de neler oldu neler, sayıları 3 milyonu aşan yapılarda?
Sokakları doldurmaya başlayan "görüntü hayat"; hiç öyle şeyler olmamış gibi akıp gitmekte...

       BU YAZI BENİ VE EŞİMİ ÇOK ETKİLEDİ...PAYLAŞMAK İSTEDİM....Ayşen tekin...


 

0
0
0
Yorum Yaz